Sıkça Sorulan Sorular

Bu konudaki en yaygın ve kabul gören görüş “Kritik Dönem” Hipotezidir (The Critical Period Hypothesis). Bu hipotez ilk olarak Nörolinguist Penfield ve Roberts (1959) tarafından, daha sonra ise Lenneberg (1967) tarafından ortaya konmuştur. Daha sonra yapılan araştırmalarda bu görüşü desteklemiştir (Johnson, 1992; Johnson & Newport, 1989; Oyama, 1976; Patkowski, 1980, 1994). Bu görüşe göre ikinci dili öğrenmek için kritik bir dönem vardır. Bu dönemden sonra ikinci dili öğrenmek imkansız değildir. Fakat ikinci dili aynı yetkinlikle öğrenmekte mümkün değildir.

Bu görüşün temeli beyin gelişimine dayanmaktadır. Beyin 2 yaştan önce tam gelişmediği için ve ergenlikten sonra ise beyin fazla olgunlaştığı, sağ ve sol beyin gelişimini tamamladığı ve beyinin şekillenebilirliği azaldığı için ideal dönemin 2 yaş ile ergenlik dönemine kadar olduğu vurgulanıyor. Bu yaş aralığı ile farklı görüşlerde vardır. Krashen’e (1973) göre kritik dönem 2 yaştan 5 yaşına kadar, Pinker’e (1994) göre 6 yaşına kadar, Lenneberg’e (1967) göre 12 yaşına kadar ve Johnson and Newport (1989, 1991) 15 yaşına kadardır. Kısacası araştırmalar beyin gelişimi ve öğrenme teorileri bakımında ikinci dili öğrenmedeki yetkinliğin yaş artıkça düştüğünü savunuyor.

İkinci bir dil için en ideal yaş erken çocukluk ile ön ergenlik dönemi diyebiliriz. Bir çocuk ne kadar erken ikinci dile maruz kalırsa o kadar kolay öğrenir ve akıcı bir şekilde ikinci dili kullanır.

Anne ve babası farklı ana dillere sahip çocukların doğumdan itibaren iki dile maruz kalmasının hiçbir zararı yoktur. Önceden ikinci dilli öğrenmenin çocuğun kafasını karıştırdığı, diğer gelişim alanlarını da yavaşlattığı gibi bazı yanlış inanışlar vardı. Diğer taraftan iki dilli (bilingual) çocukların bilişsel becerileri daha gelişmiştir ve daha kolay bir göreve konsantre olabilir ve akademik olarak ta daha başarılıdırlar.

Bu çocuklar iki dili kendiliğinden öğrenirler. Dili öğrenmek için özel bir çaba harcamazlar. Araştırmalar 5 yaşından önce ikinci dile maruz kalmanın beyinin dili öğrenme mekanizması açısından daha doğal bir süreçte gerçekleştiğini vurguluyor. Bu çocuklar beyinlerine iki dili de kodluyor ve iki dil arasında kendiliğinden geçiş yapabiliyor. Diğer taraftan bu kodlama sürecinden dolayı bu çocukların konuşmaya başlaması biraz daha geç olabilir ama bu endişe edilecek bir durum değil, tam tersine doğal bir süreçtir.

Anne ve babanın ana dili aynı ise ve çocuklarının ikinci bir dili öğrenmelerini istiyorlarsa bu süreç farklı bir durumdur. Anne babanın farklı anadili olması ve herkesin kendi dilinde çocukla iletişime geçtiği durumda çocuk beyininde iki dili de ayrı kodluyor. Fakat anne baba da aynı ana dilde konuşuyor arada bir ikinci dili konuşuyorsa ve aksanları pek iyi değilse çocuk için sadece ikinci konuşulan dile yatkınlık gelişir. Bu durumda 2 yaştan sonra ikinci dile maruz kalmak daha faydalı olacaktır. Çünkü bu yaşa kadar çocuğun ikinci bir dili öğrenmesi değil, yetişkinle duygusal bağ kurması ve kendini güvende hissetmesi önemlidir. Yani ikinci dile çocuk şarkıları ile maruz kalabilir ama ikinci dili öğretmeye çalışmaya gerek yoktur. 3 yaş sonrası anaokulunda ikinci dili oyunla iç içe öğrenebilir. İkinci dile yatkın bir şekilde büyüyen çocuklar ikinci dili okulda daha rahat öğrenecektir.

Erken çocukluk döneminde ikinci dilde şarkılara, hikayelere maruz kalmak dilin daha rahat öğrenilmesini sağlar. Bu dönemde beyin yeni şekillendiği ve sağ ve sol beyin olgunlaşmadığı için daha doğal şekilde zorlanmadan, çok büyük bir çaba harcamadan öğrenebilir. İkinci dili daha akıcı kullanabilir.

Anne babaların ikinci dili öğretme istediği çocuğun duygusal ve sosyal gelişimini ihmal etmelerine neden olmamalıdır. Anaokuluna hazır olamadan çocuğu anaokuluna başlatmak özellikle de iki dilli bir okula başlatmak yanlış bir karar olabilir. Çocuğun duygusal gelişimi, duygusal bağ kurması, kendini güvende hissetmesi her şeyden önemlidir. Dil öğrenmesine takılıp çocuğun duygusal gelişimini ihmal edersek çocuğun gelişiminde gerilik oluşur ve psikolojisi bozulabilir.

Bu nedenle ikinci dil konusunda çok ısrarcı olmadan çocuğun dile yatkınlığını göz önünde bulundurarak çocuğun ikinci dile oyun içinde maruz kalması sağlanabilir. Eğer ikinci dili anaokulunda öğrenecekse ilk yıl çocuğun normal bir anaokuluna gidip öz güvenin gelişmesi ve okula alışması sağlanmalıdır. Anaokulu veya kreşin ikinci yılında ise çocuğun genel gelişimi değerlendirilerek çift dilli anaokuluna gitmesi sağlanabilir. Her çocuğun gelişimi farklı olduğu için bu konuda uzman bir pedagogtan destek almak daha sağlıklı olacaktır.

Çocuğun duygusal problemleri varsa veya gelişiminde gerilik varsa öncelik çocuğun gelişimi olmalıdır. Dört duvar arasında sosyalleşmeden izole büyüyen çocuklar bırakın ikinci dili ana dilinde bile iletişim kuramıyorlar. Gelişimlerinde ciddi problemler oluşuyor. Bu çocukların çoğu yaygın gelişimsel bozukluk tanısı alıyor. Zaten bu tanıyı alan çocuklar ikinci dili öğrenemezler ve ikinci dili öğretmeye çalışmak bu çocukların daha fazla içine kapanmaları, öğrenmeye kendilerini kapatmaya yol açar. Normal gelişimi olan çocuklarda ise dikkat edilmesi gereken çocuğun bir yetişkine (anne, bakıcı, vb.) sağlıklı bağlanması, kendini rahat ifade edebilmesi, kendine güvenmesi yeterlidir. Anne babalar çocuğu yavaş yavaş çocuk şarkıları, hikayeler ve çizgi filmlerle anaokulundan önce ikinci dile yatkınlık geliştirmesini sağlayabilirler.

Sorunuzun cevabı yukarıda yoksa bize sorabilirsiniz.

Tarafınıza en kısa sürede dönüş sağlanacaktır.

Open chat
WhatsApp iletişim
Powered by